Read Acımak by Reşat Nuri Güntekin Online

acmak

Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan, başarılı, fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini aktarıyor.Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin, iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yReşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan, başarılı, fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini aktarıyor.Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin, iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor. Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra'yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor....

Title : Acımak
Author :
Rating :
ISBN : 9789751026569
Format Type : Hardback
Number of Pages : 160 Pages
Status : Available For Download
Last checked : 21 Minutes ago!

Acımak Reviews

  • Nilin Börekçi
    2019-05-28 13:51

    Az önce bitirdim, elim ayağım titriyor. Neden daha önce okumamışım ki? Çok güzeldi, çok. Yazar, bu kısacık kitaba bu kadar dolu bir kitabı sığdırabilmiş anlayamadım. Bayıldım yani ne diyeceğimi hiç bilmiyorum. Mükemmeldi. İyi ki okumuşum. OKUYUN, OKUTUN KESINLIKLE.*Edebiyat hocam, teşekkür ederim valla sizin sayenizde bu güzelliği okudum*

  • Ebru
    2019-05-31 20:32

    “Benim için sevmek bir başka insanın vücudundan, ruhundan bir parça hükmüne girmek, onunla beraber gülüp ağlamak, ıstıraplarını paylaşmak demekti.”“Uğranılan haksızlıklara ve hakaretlere koyun gibi tahammül etmemek insanlığın başlangıcıdır evlat.”“Ölüm ile öç alınmaz.”“Ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet başkalarına verilen saadettir.”“Acımak bir süre sonra hissizleştiriyor insanı.”Ah Zehra ahh! Gece gece açtın okudun o günlüğü, beni de kendini de mahvettin. Ön yargılar, yanlış anlaşılmalar... Bu kitabı okuyun daha iyi anlayacaksınız.

  • M.
    2019-06-16 13:26

    Henüz lise öğrencisiyken, yol kenarında kitap satan bir seyyar kitapçıdan (şehirdeki tek seyyar kitapçı) yol harçlığımla almıştım. Daha sonraları kitapçı dükkanı açacak, kıt kanaat işletecek o seyyar kitapçı abi önermişti bana bunu. 17.10.2003 tarihini atmışım kitabın üzerine, altına bir de imza. Yani 14 yaşındaymışım bu kitabı satın aldığımda. Bu kitabın bende etkisi çok büyük olmuştu. Ağlamamak için zor tutmuştum kendimi. Aradan geçen onca zamandan sonra, kitap hakkında şunu söyleyebilirim ki, Reşat Nuri'nin karakterleri Türkiye edebiyatında eşine belki de az rastlanır türden karakterlerdi. İsimlerini unutsam dahi, yaşantılarıyla öyle akılda kalıcılar ki! Bu kitabın bende yarattığı güçlü tesiri bir de Şimşek yapmıştı. O kitapta da Müfid karakterinde vücut bulan kişilik; hayatım boyunca toplumda, kalabalığın arasında gördüğüm bir kişilikti.Reşat Nuri kitaplarında genelde orta ve alt sınıftan, küçük memur olan bu insanlar; tıpkı Halit Ziya'nın karakterleri gibi topluma bir türlü ayak uyduramamışlar bana göre, hepsi belli başlı özelliği ile öne çıksa da -veya bunu temsil etse de-; okurda kendilerini sahiplenme hissi uyandırıyor. Hatta tanıdık geliyorlar okura, ben bir lise öğrencisiyken bu kitaptaki Zehra karakteri neredeyse rüyalarıma girecek kadar tanıdıktı benim için. Bu kitabı beğenenler için söylüyorum, en dikkat çekici bulduğum diğer Güntekin kitabı ise Damga.

  • Hande Dilbaz
    2019-05-31 15:26

    Reşat Nuri Gültekin 'i çok severim :) bu kitap da çok akıcı ve güzeldi:) hic bir şey disaedan göründüğü gibi değildir! güzeldi güzel :)

  • Tuğçe Kozak
    2019-06-03 14:38

    Mutlaka okunması gereken bir kitap tek taraflı bakmanın sizi okurken bile utandırabileceğini çok güzel anlatıyor.

  • Perihan
    2019-05-25 21:42

    "Acı;onu insanlıktan çıkarmış,tuzağa düştüğü zaman korkusundan kendi kendisini parçalayan bir canavar yavrusuna benzemişti."Çok çalışkan, işinde başarılı ancak , zaafı olanlara karşı acımasız olan Zehra öğretmen ile babası Mürşit’in dramatik yaşam öyküsü anlatıyor bu kitapta. Küçük yaşta yaşadığı olaylar sebebiyle acıma duygusunu kaybetmiş Zehra'nın ve babasının hikayesini okurken, önyargıları ve gerçek gibi görünen olayların arkasındaki, " asıl gerçek olayları "daha iyi anlıyorsun. Ve görüyorsun ki, insan bir anda "kötü" olmuyor... Bu kötü ya da istenmeyen olma aşamasına, insanı sistem ve verilmiş olan kararlar yavaş yavaş getiriyor. Asla yapmam deden şeyleri yaptırıyor ...

  • Isil
    2019-06-06 15:32

    http://okudumdanoldu.blogspot.be/2012...Klasiklerden ama okumamışım işte şimdiye kadar. Cahillik.. Katı ama işinde başarılı ve zeki bir öğretmen Zehra Hanım. Annesinin, ablasının ve büyükannesinin mahvından babasını sorumlu tutuyor ve babasını ortaokul çağlarından beri reddetmiş.Derken babasının hasta olduğu ve ölmek üzere olduğu haberiyle yola çıkıyor. Gittiğinde babasının güncesini buluyor.Kitapla ilgili söyleyebileceğim, çok çok beğenmem dışında, biraz acıklı olduğu ve ana fikrinin "Hiçbir şey göründüğü gibi değildir", "Hayatta önyargılı olmamak gerekir" olduğu...Belki çocukça bir fikirdir, felsefe kitaplarında yeri yoktur ama ben saadeti ikiye ayırırım. Başkalarından alınan saadet, başkalarına verilen saadet. Benim için hakiki saadet, başkalarına verilen saadettir..Sayfa88..Fakat ben onu ilk defa masallarda olduğu gibi su başlarında, gül bahçelerinde olsaydı bilmem bu kadar sevecek miydim? İnsanlar hiçbir vakit ıstırap çektikleri zamandaki kadar güzel olmuyorlar..Sayda101

  • kendimizeaitbiroda
    2019-06-10 19:35

    "Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir... Fikrimce yalnız doğruluk hastalığı, bir hak ve hakikat meselesi etrafında toplanma kabiliyeti, bir cemiyeti mesut etmeye kâfi gelmez... Bunun için acımak, birbirimizin feryadını, iniltisini duyabilmek de lazım!.."Acımak; işine son derece önem veren, çalışkan, başarılı fakat zayıflık gösterenlere, doğruluktan ayrılanlara karşı asla acıma duygusu olmayan Zehra öğretmenin, babasının hatıra defterini bulmasıyla acımayı öğrenmesini konu alıyor. Zehra öğretmen hatıra defterini bulduktan sonra kitap, babası, Mürşit'in hikayesiyle ilerliyor. Satır satır bir insanın hayatının nasıl değiştiğini daha doğrusu değişime nasıl mecbur bırakıldığını okuyoruz. Görünenin arkasındaki gerçeklerin ne denli önemli olduğunu, tam olarak bilmeden bir hükme varmanın ne kadar kolay, ne kadar yanlış olduğunu onların hikayesi üzerinden görüyoruz. Yıllardır okunmayı bekleyip duruyordu Acımak, ani bir kararla hemen alıp başladım ve bitirdim. Tahminimden çok daha kolay okudum. Keşke hiç bekletmeseymişim.Bence siz de hala okumadıysanız, çekincelerinizi bir kenara bırakın ve daha fazla ertelemeyin.

  • Zeynep Dilara
    2019-06-15 21:27

    Yorum için; http://kraliceicinkitap.blogspot.com....

  • Alper Gündoğdu
    2019-06-20 18:53

    Hiç bir şey göründüğü gibi değildir. Bir çırpıda okunan, sürükleyici bir kitap. Bence Reşat Nuri'nin en iyi eserlerinden. Merak ve gizem üst seviyede. Tam film olacak kitap.

  • zeynep
    2019-06-15 20:41

    Okul sınavı için okudum ama iyi ki de okumuşum... Muhteşem bir kitap.....

  • Nedime Ertürk
    2019-06-19 15:51

    Bir Cumhuriyet dönemi romanı olsa da, Acımak’ta, Tanzimat romanlarındaki doğu-batı, modern-geleneksel ilişkisinin, karakterlere ve bu karakterlerin birbirleriyle olan ilişkilerine yansıtıldığını görüyoruz. Ancak bu romanda itibarsız, batının çürümüşlüğünün temsilcisi züppe erkek yerine itibarını kazanmış modernin-yeninin temsilcisi kadın, geleneksel-eskinin temsilcisi zafiyet gösteren erkektir. Rollerdeki bu değişme cumhuriyetin kadına atfettiği, yine cinsiyet rolüyle ilişkili olarak, ideolojiyi sağlamlaştırıcı, aşılayıcı, sürdürücü olma özelliğinden geliyor olabilir; bir anne olarak ülkenin geleceği olan çocuklarını, bir öğretmen olarak da öğrencilerini yetiştirecektir kadın. Yine Tanzimat romanlarından farklı olarak, modern-geleneksel çatışmalı ilişkisini, doğu-batı yerine imparatorluk-cumhuriyet ilişkisi temsil ediyor. Jale Parla, Babalar ve Oğullar'da ilk kuşak Tanzimat yazarlarının Asya'yı erkek, Avrupa'yı kadın olarak kişileştiren bir evlilik metaforunu benimsediklerini söyler. Mürşit Efendi'nin evliliğini de bu türden bir metafor olarak düşünebiliriz. Endüstrileşmemiş, tarıma, savaşa ve denetleyemediği ticaret ekonomisine dayanan imparatorluğun memur sınıfından olan Mürşit Efendi'nin, kapitalist ekonominin yaratıcıları olan Avrupalı burjuva sınıfının tüketim alışkanlıklarını ve yaşam biçimini sürdürmek isteyen bir kadınla evliliği söz konusudur. Bu ilişki kaçınılmaz olarak, tıpkı imparatorluk gibi, Mürşit Efendi'yi yıkıma götürecektir. İmparatorluğun çöküş dönemi metaforlarından biri de "hasta adam"dır. Mürşit Efendi de onulmaz bir hastalığa yakalanmış, alkol bağımlısı olmuştur. * * *Zehra'nın karakter özelliklerini, romanın diğer karakteri Maarif Müdürü Tevfik Hayri Bey'den öğreniyoruz. Zehra dürüst, ahlaklı, çalışkan, becerikli ve yardımseverdir. Çalışkanlığı ona erken yaşta terfi getirmiş, 25 yaşında başmuallim olmuştur. Kısa sürede kasabanın en sevilen, önem verilen ve hatırı sayılan kişisi haline gelmiştir. Ancak böylesine mükemmel ve ideal bir karakterin bir kusuru vardır: Zehra'nın bir tek zaafı bile yoktur ve merhamet duygusu körelmiştir. Tevfik Bey Zehra için şöyle der: "Bir insan için zaaftan mahrumiyet de büyük bir zaaf değil midir? Hatta zaafların en büyüğü..." Zehra'nın başkalarındaki zaafa, güçsüzlüğe ve düşkünlüğe hiçbir şekilde toleransı yoktur. Bu tutumunun nedenini romanın ikinci bölümünde, babası Mürşit Efendi'nin hikayesinin anlatıldığı bölümde öğreniyoruz. Önce Zehra'dan öğreniyoruz babasının hikayesini. Ardından Mürşit Efendi'nin Zehra'ya bıraktığı günlükte kendi anlattıklarından. Mürşit Efendi, yetişkinlik döneminin başında iradi kararlar aldığı halde yaşadığı her olay ve durum karşısında bu kararları uygulamakta zafiyet göstermiştir. Tıpkı imparatorluğun reform girişimlerinde olduğu gibi; irade kararları alır, girişimlerde bulunur ancak kurumlar öyle deforme olmuştur ki, reformlar uygulama alanlarında zafiyet gösterir. Zafiyetten kurtulmak için atılan her adım yeni bir tanesini doğurur ve döngü kırılamaz hale geldiğinde çöküş başlar. İmparatorluğu zafiyete uğratan şey, etrafında oluşan ve doğal yapısıyla uyum gösteremeyeceği yeni dünyanın siyasi ve ekonomik düzeni idi. Mürşit Efendi de ne sosyal ilişkilerine, ne iş düzenine ne de ailesine gerçek anlamda vakıf olabilmişti. Etrafında olup bitenin ancak dışarıdan bir uyaranla farkına varabiliyordu. Vardığında ise irade almak yerine, gerçek bir görmezlik hali yaratacak, kendini alkolle uyuşturacaktır. İmparatorluk ise kendisini ‘hasta adam’ ilan edenlerin reform reçeteleriyle ayakta durabilecektir. Zehra tıpkı cumhuriyetin imparatorluktan koptuğu gibi kopmuştur geçmişinden. Geçmişle bağını tamamen kesmiş, onu yok saymıştır. Babasıyla ilgili fikirleri ise çocukluğunda babasının anne ve anneannesiyle olan çatışmalarının ve (babasının günlüğünü okuyana kadar mağdur saydığı) anneannesinin etkisiyle oluşmuştur. Zehra'nın somut olarak gördüğü ise, babasının eve sarhoş gelip annesine eziyet etmesidir. Zehra bu çatışmaların nedenlerini kavrayacak olgunlukta değildir. Ona göre babası, evdeki bütün kadınların ölümüne sebep olmuştur. Kendisini de annesinden ve anneannesinden ayırmıştır. Zehra, öğrenim hayatı boyunca babasıyla iletişim kurmamış, öğrenimini tamamladıktan sonra Anadolu’nun bir kasabasında öğretmenliğe başlamış, burada da kendini kimsesiz olarak tanıtmıştır. Mebus Halil Şerif Bey'in kasabaya gelmesiyle bu durum değişir. Halil Şerif Bey, Zehra'nın hasta babasının kendisini ölmeden önce görmek istediği haberini getirmiştir. Zehra önce babasının öldüğünü, bir karışıklık olduğunu söyler. Kendisini İstanbul'a çağıran bir telgraf geldiğinde ise, maarif müdürü Tevfik Hayri Bey'e bir babası olduğunu itiraf eder ve ancak "Mürşit Efendi üzerimde babalık hakkını kaybetmiş bir... Bir biçaredir..." der. * * *Avrupa modernleşmesi kendi içindeki dinamiklerle gerçekleşmişti. Geleneksel-modern çatışmasının sınıfsal ve ideolojik unsurları vardı. İmparatorluktan ulus devlet modeline geçişte Türkiye bu sınıfsal ve ideolojik unsurlara sahip değildi; ne bir burjuva sınıfı, ne de bu sınıfın ideolojisi vardı. Ulus devlet ve çağdaş toplum, liberal burjuva ideolojisi ve iktisadıyla doğrudan ilişkili yapılardır. Türkiye'de bu yapılar doğrudan devlet eliyle oluşturulmaya çalışıldı. Burjuva ideolojisi bir cumhuriyet ideolojisine dönüştürüldü. Bu ideolojiyi yayacak olanlar sınıfsal bir üstünlük elde etmese de kurucu aktörler olacaklardı. Ortada bölüşülecek bir zenginlik yoktu. Zenginliği yaratacak, Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak kurumlara, insan gücüne ve emeğine ihtiyaç vardı. Bu misyonu üstlenecek olanlar arasında eğitimciler de vardı elbette: "Türkiye'de öğretmenler, toplumsal dönüşümün ve modernleşme sürecinin aktif özneleri, taşıyıcıları olarak görülmüş, bu nedenle öğretmen imajı geleneksel yaşam tarzlarının ve dinsel kimliklerin karşısında konumlandırılmıştır." (Esin Ertürk'ün bir makalesinden)Cumhuriyetin öğretmenleri, imparatorluk eğitim sistemini belirleyen dini unsurlarla, modern toplumun oluşumunu sekteye uğratacak inançlar, geleneksel eğilimler ve alışkanlıklarla da mücadele edeceklerdi.Zehra da çok müspet kafalı bir kadındır; "hurafe ve hayal ile mütemadiyen mücadele eder, talebesine ancak ilmin en müspet hakikatlerini öğretir.". Kasaba okulu, eğitim-öğretim kurumundan başka, Zehra'nın kendi adıyla anılan farklı bir kurumsal kimliğe daha bürünmüş, kasaba halkının yabancısı olduğu yeni yaşam anlayışının temsilciliği haline gelmiştir. Zehra'nın, kasaba ahalisinden birini, ölen annesi için türbe yaptırması yerine, o parayla okula katkıda bulunmaya ikna etmesi kasabalıları yeni yaşam tarzına örgütleme misyonunu gösterir nitelikte.Tevfik Bey Zehra’nın katı özelliklerine şu örnekleri verir: Annesine bakmak zorunda olan, veya evde saati bulunmayan ve karanlıkta zamanın farkına varamadığı için okula geç gelen çocukları okuldan atar. Sınıfta fenaları, zayıfları, düşkünleri diğerlerinden ayırıp, sınıfın ayrı bir bölümüne oturtur. Tevfik Hayri Bey bu bölüme tecrithane, ıslahhane der. Zehra, hırsızlara yardım etmekle suçlanan bir öğrencisi için şu sözleri söylemiştir: "... şu on bir yaşında hırsız kılavuzluğu eden mikroptan bahsediyorsunuz, hakikaten ne korkunç bir mikroptu. Yaşamış olsaydı cemiyet için bir felaket olacaktı.". Okul bahçesindeki ağaçlar da Zehra'nın ruhunu ve eğitim anlayışını yansıtıyordur: "Bahçede ne kadar sakat, cılız, çarpık ağaç varsa budanmıştır. Bütün sıhhatini kuvvetli ve güzel olanlara sarfetmiştir. Onların asker taburları gibi intizamla saf saf dizilmelerine çalışmıştır. Sivri tepeleri kestirir, fazla dalları budar; hasılı hepsini birbirne benzetir. Birinin ötekinden büyük ve başka türlü olmasına tahammül edemez. İnsan şu bahçeyi adeta bir fabrikadan çıkmış zannedecek..." Tevfik Bey, Zehra'yı katı doğrucu ve ahlakçı bulur. Hem Tevfik Bey’in eğitimden anladığı başka bir şeydir. Bu katılığın bir hâkimde bulunmasını anlar ama bir mektep hocasında bulunmasını anlayamaz. Zaten bu katı doğruculuk toplumu mesut etmeye yetmeyecektir; birleştirmek yerine ayıracaktır. Aynı toplumda yaşayan insanlar birbirlerinin sıkıntılarını, dertlerini, sorunlarını anladığı, başkasının derdini kendi derdi gibi gördüğü durumda mesut bir toplum yaratmış olacaklardır. * * *Tevfik Bey'in bir maarif müdürü değil de bir baba gibi yaklaşımı, Zehra'nın katı tutumunda bir kırılmaya neden olur. Tevfik Bey mutlu bir toplumun birbirlerinin acılarına dokunmakla mümkün olduğunu düşünüyordur. Zehra, o zamana kadar görevinin sorumluluklarını yerine getirmiştir. Kimseyle insani, dostane bir yakınlık kurmamıştır. Zehra bir yandan davranışının meşruluğunu savunurken, bir yandan da mahrum kalmışlık duygusunu itiraf eder: "Kendi insanlığımı, kendi haklarımı unuttum. Kendimi kendi ihtiyatımla en basit emellerden, zevklerden mahrum ettim. Küçük bir çocuk olduğum yaştan beri didindim, çırpındım. Bütün bu mahrumiyetlerle kendimi temizledim sanıyordum. Hâlbuki ben açık alınla yaşamaya en layık bir insanım.".Zehra bu kırılmadan sonra peşini bırakmayan geçmişiyle yüzleşmeye cesaret eder ve (imparatorluğun başkenti) İstanbul’a gitmeyi kabul eder. İstanbul’da babasının kendisine bıraktığı hatıra defterini okuduktan sonra farklı bir gerçeklikle karşılaşır. Babasının zafiyetini, biçareliğini tüm nedenleriyle anlar ve o noktada -Tevfik Hayri Bey'in Zehra'nın tek eksikliği saydığı- "acıma"yı öğrenir. * * *Acımak romanını imparatorluktan cumhuriyete radikal bir dönüşüm yaşayan Türkiye’den bir hikâye olarak okuyabiliriz. Romanda, cumhuriyetin imparatorluğa karşı konumlanarak ideolojisini kurmasına ve zaafa düşmüş biçare imparatorluğa babalık hakkını teslim etmemiş olmasına bir eleştiri yapılıyor olduğu düşünülebilir. Tıpkı Zehra’nın, babasını reddettiği gibi Cumhuriyet de imparatorluğu zaaf ve düşkünlüğünden dolayı reddetti. Yeni düzeni oluşturmak için tıpkı Zehra gibi didindi, çırpındı; bütün mahrumiyetlerle kendini temizlediğini sandı. Ancak ne kadar reddetse de imparatorluk cumhuriyetin babasıydı. Zehra’nın Zehra olmasında babasının onu yatılı okula göndererek katkısı olduysa, imparatorluğun da cumhuriyeti kuracak kadroları yetiştirecek kurumları ve alt yapıyı oluşturan olarak, cumhuriyetin cumhuriyet olmasında katkısı olmuştur. İmparatorluk da, tıpkı Zehra’nın babası gibi hakkının teslim edilmesini ve anlaşılmayı beklemektedir.

  • Tuncay Özdemir
    2019-06-20 19:28

    Geçenlerde bir arkadaşımla Kadıköy’de otoparkta aracımıza yürüyorduk. Birden gözüme berbat bir şekilde park edilmiş bir araç çarptı:- “Şuna bak” dedim “resmen hayvan gibi park etmiş”.- “Belki sadece öyle park edebilirdi” dedi arkadaşım. “O anda sağında ya da solunda ne vardı bilebilir misin ki? Bunu asla bilemezsin”.Günlük hayatta, herhangi bir konuda ne kadar bilgimiz olduğuna bakmaksızın ya da şöyle diyeyim o konuyla ilgili bizim için karanlık noktaların olup olmadığını tartmaksızın anlık yargılarda bulunmaya meyilliyizdir. Hiçbir zaman resmin göremediğimiz kısımlarının olabileceği aklımıza gelmez. Sonrası yanlış anlaşılmalar, gereksiz önyargılar, anlamsız düşmanlıklar ve gerginlikler…Reşat Nuri Güntekin de bu eserinde bize bunu hatırlayor, “tek taraftan baktığında gördüğün şey resmin tamamı olmayabilir, anlık yargılayıcılardan olma, resmin tamamını görene kadar temkinli ol” diyor. Tabi bunu benim yazdığım kadar didaktik yapmıyor, Zehra öğretmen ve babası Mürsel’in hikayesiyle içinizi eze eze, kalbinizi kıra kıra yapıyor.

  • Adil
    2019-06-21 20:28

    Herhalde liseden beri Reşat Nuri Güntekin okumamıştım. Ta ki bir seyahat esnasında yeteri kadar kitap getirmediğim için Mengen'de (Bolu) bir kırtasiyeye girip en okunabilir kitap olarak tespit ettiğim Acımak'ı satın alıncaya kadar. İstanbul trafiği de sağolsun kitabı otogara varmadan bitirdim. Ve son sayfasını okurken boğazıma kalın bir yumruk oturdu ve gözlerimden yaşlar süzüldü, kitabın ortasına gelince nasıl biteceğinin anlaşılmasına rağmen. Diğer bir yorumcunun da burada tespit ettiği üzere, aradan geçen bir asırda Türkiye'de (bu romanda ele alınan konular açısından) hiçbir ilerleme olmamış gibi gözüküyor. Bununla yüzleşmek de ayrı bir acı veriyor insana.

  • Kübra Yağmur
    2019-06-15 15:36

    Reşat Nuri'nin kitapları arasında Çalıkuşu ve Kan Davası favorilerimdi ancak bu kitap... Bu kitap anlatmakla bitmez. Hele hele o son iki sayfası tek kelimeyle beni bitirdi.

  • Altuğ
    2019-06-01 16:40

    Başından kalkmanızı engelleyecek kadar akıcı ve temiz bir biçem. Çalıkuşu'ndan alınan tadı Acımak'ta da bulabiliyoruz. Yaşama daha geniş pencereden bakamama, önyargılardan arınamama gibi sorunlarınız varsa bu sorunlar üzerine de düşünmenizi sağlayacaktır.Kitabın sonlarına doğru gözlerinizin dolması, boğazınızın düğümlenmesi de muhtemel.

  • ilknur a.k.a. iko ◬
    2019-06-23 18:30

    barışamıyoruz gültekinciğimle.genel olarak cumhuriyet dönemiyle barışamıyorum ben.olsun.lisede orunlu okutulmuştu. okumadım tabii ki gittim gece evi serisini okudum adfasdf

  • Ayşenur Nazlı
    2019-06-16 19:27

    Yıllar önce okumuş ve çok sevmiştim. Ödünç verdiğim yerden yıllardır gelmedi, öyle ki kime ödünç verdiğimi bile unuttum. Tekrar alacağım artık...

  • Asli Sehirli
    2019-06-03 16:39

    Kitabin sonunda bogazimda bir düğüm vardi. Cok etkileyici bir kitap.

  • Nesa
    2019-05-31 16:55

    "Ben zannediyordum ki ömürlerimizin teknesini istediğimiz sahile götürmek için yalnız onun dümenini ele almak kâfidir.Şimdi anlıyorum ki değilmiş.Yollar görünmez kayalarla doluymuş. Onlara çarpmamak lazımmış. Daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... Tâ ki kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar."Türk edebiyatının en güzel eserlerinden biri.

  • Beril
    2019-05-27 16:55

    akıcı bir dile sahip, hayatın başka yönlerinin de olduğunu göstermeyi amaçlayan güzel bir kitap. başından sonunun nasıl olacağını çok rahat tahmin etmiştim. (view spoiler)[ Zehra'nın ilk başta anlattıklarından babanın kötü adam değil de anne ve anneannenin kötü oldukları bence çok belliydi. tabii yazıldığı dönem için değerlendirmek gerekir. yine de Zehra'nın okuduktan sonra yaptığı hatayı anladığı kısım ve bunun hayatını nasıl etkilediğini daha detaylı anlatmasını beklerdim.(hide spoiler)] ve son söz olarak "hiç bir şey göründüğü gibi değildir".

  • Emin Kiraz
    2019-06-07 17:49

    Büyük ustanın Osmanlı taşrasında bürokrasiye ve aile yaşamına dair önemli tespitler içeren, diğer eserleriyle mukayese edildiğinde oldukça kısa sayılabilecek romanı. Roman yerine uzun hikaye de denilebilir. Değinilen sorunların aradan bir asır geçmesine rağmen farklı şekillerde tezahür etmeyi sürdürmesi de üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken bir husus. Çalıkuşu ve Yaprak Dökümü gibi dizisi yapılsa tutar mı derseniz, bence tutar :)

  • Ege Ertuğrul
    2019-06-20 16:34

    Bu kitap! Bu kitap başka hiçbir kitabın üstümde bırakamadığı bir etkiyi bıraktı. Karakterler, hikaye, kurgu, anlatım, verilen mesaj, hepsi kusursuzdu. İlk okumamın üstünden yıllar geçmiş olmasına rağmen hala bu şaheserden aldığım dersler hayatımı ve seçimlerimi etkilemeye devam ediyor. Bitirince aynı insan olmaya devam edemeyeceğiniz kitaplardan birisi. Tekrar tekrar dönüp okuyacağıma emin olduğum bir eser.

  • Adnan
    2019-06-08 13:47

    Reşat Nuri, tıpkı Çalıkuşu'ndaki gibi okuyucu önlenemez bir kedere mahkum ediyor.Duygu yüklü bir başka roman, Acımak.Ailesini uçuruma sürüklediğine inandığı babası yüzünden acıma duygusundan yoksun öğretmen Zehra, babasının ağır hastalığı üzerine yollara düşer ve son ana kadar babasından nefret eder. Babasının bıraktığı günlük, genç kadının önyargısını altüst eder.

  • Sehri
    2019-06-15 20:29

    .

  • Sevinc abbaszada
    2019-05-28 19:40

    Youtube'dan radyo tiyatrosunu dinlədim.

  • Behçet Necatigil
    2019-06-18 17:39

    Reşat Nuri Güntekin’in romanı (1928).(view spoiler)[İlkokul öğretmeni Zehra görevine bağh, ama duygusuz ve katı bir genç kadın görünümündedir. Bir memur olan babası Mürşit Efendi’nin çok hasta olduğu haberini "benim babam yok" diye yanıtlarsa da içten bir üzüntü, onun izin alıp İstanbul’a gelmesini önleyemez. Babası ölmüştür; Zehra yaşlı adamın bıraktığı anı defterini bir gece sabaha kadar okur ve annesinin yanlış davranışları yüzünden babasının kendini içkiye verdiğini, yuvanın bu nedenle yıkıldı­ğını, babasının bunun için onu öğretmen okuluna vererek evden uzaklaştırmış olduğunu öğrenir. Şimdi Zehra içyüzünü bilmeden düşman olduğu babasının acılanm anlamış, benimsemiş, acımayı ve bağışlamayı öğrenmiştir. (hide spoiler)]

  • Oguzhan Huraydın
    2019-06-15 14:45

    Sıkı sıkıya bağlandığımız şeylerin gerçekliğine nasıl da inanıp ona göre yaşıyoruz hayatlarımızı?! Kimi zaman bir aşk, kimi zamanda koca bir aile geçip gidiyor ellerimizin arasından kayıp. Bu kitap da işte öyle bir kayıbın kazancıydı benim için. Pek çok kitapta duygulandım, ağladım fakat öyle sarsan da pek az oldu. Çok derin ve hissiyatlıydı. Çok değerli düşünceler kattı bana. Eminim vicdanı aklı olan pek çok olaya farklı açılardan bakmadan edemeyecektir kitabın ardından.

  • Sima
    2019-06-20 15:52

    Olayın şokunu hala üstümden atamadım. O kadar hisli bir anlatım var ki okurken Mürşit’in duygusunu resmen içinizde hissediyorsunuz. Kesinlikle okunmalı

  • Ece Bakala
    2019-06-11 17:30

    Gerçekten bu kitaba başlarken böyle duygular yaşayacağımı bilmiyordum. Hatta ilk 100 sayfada biraz sıkılmadım da değildi ama sonra..Reşat Nuri bize o kadar anlamlı dersler veriyor ki..Mükemmeldi.